Saymandan Basketbol-Voleybol Farklılıkları Ve Nedenleri (3.Bölüm)

Saymandan Basketbol-Voleybol Farklılıkları Ve Nedenleri (3.Bölüm)

Hepinize yeniden merhaba sevgili Sporseverler,

Ben hep uzun yazarım çünkü detaylar önemlidir. Başlıklar hikaye ve geçiştirmedir. Ülkemizde de bir çok şey detay değil geçiştirmedir. Meraklı olan, öğrenmeye çalışan ve yararlı olmaya çalışan detayı sorgular, konu budur. 12 yaşında yani Basketbola çok geç başlamış biri olarak müthiş Koçlar ile çalışıp Basketbolu öğrendim. İlk Koçum Faruk Akagün’dü. Olmayan Küçük Ligi yaşında bize yaptırdığı Fundamental antrenmanları, sonrasında arabasına bindirip götürdüğü Spor ve Sergi Sarayındaki 1. lig maçları inanılmazdı. Resmen bize Basketbolu enjekte etti. Bir daha kopamadım ki o arada inanın çok iyi bir santrafor’dum. Faruk Akagün beynimdem Futbolu çok kısa sürede silen Koçtur. Turuncu topun sihiri inanılmazdı. Dışarısı 2 dereceyken salon sıcaklığı 0 derece olan Haydarpaşa Lisesi Alt Salonunda yaptığımız antrenman kalitesini yaşım ilerledikçe anladım ve o yüzden Koç olma hakkını kendimde gördüm. Halil Üner beni Koçluğa iterken duyduğu güven bana Basketbol dışında olmamam gerektiğini anlattı.

Ancak önemli detay şuydu…1976-77 sezonundan itibaren tüm Basketbol maçlarını İstanbul’da canlı izlerken en çılgın Voleybol izleyicilerinden biriydim. Erkeklerde Eczacıbaşı-Büyükdere Boronkay-Vinylex-Sönmez Filament-İETT(Elektrik derlerdi) Galatasaray rekabetleri hiç kaçırmadan izledim. 1980 yılında Ankara’da Kadın ve Erkekler Şampiyonlar ligi Final Four maçlarında Eczacıbaşı Erkek ve Kadın Takımları mücadele etti. Erkek takımının yabancısı Finlandiyalı Parkali idi. Çok iyi smaçördü ama rakipler çok güçlüydü. Bu turnuvada Kadınlar 3. Erkekler 4. olarak tarihe geçti çünkü ülkemizde bir ilkti. Büyük Meral-Küçük Meral-Filiz-Violet Selcan gibi oyuncuları uzun yıllar izledim. Cengiz Göllü ve Mehmet Bedestenlioğlu efsanesinin yanında Enver Göçener ilk aklıma gelenler. Kosta Shapov yabancılar içinde en çok emeği olanlardan biriydi. Bülent Meriç’in Altyapı makinesinden geçen oyuncu adedini tahmin bile edemezsiniz. Eczacıbaşı-Vinylex-Ankara Pazarları-Galatasaray-Ted Kolejliler Kadınlar liginde iddialı takımlardı.

Yani Voleybol dünyası şunu sorabilir bana ‘Sen Basketbolcusun, neden Voleybol yazıyorsun’ ? işte bu yüzden yazıyorum. Çoğunuz Voleybol topu görmemişken ben her maça gidiyordum. Ama sormakta haklısınız çünkü bazen iddialı yazıyorum. Bu arada 1 yıl boyunca D Spor’da Voleybol programı yaptığımda konuklarım ‘Sen bunları nereden biliyorsun’ deyip şaşırırdı. Maruzatım budur…

 

 

2003 Ankara Kadınlar Avrupa Şampiyonası’nda Koç Deniz Esinduy’un ani vefatı ile bayrağı devralan yardımcı Koç Reşat Yazıcıoğulları idi. O takımın Avrupa finali Voleybolu ateşlerken ekranlarda Basketbol yorumcusu olarak ‘Voleybol bizi müthiş etüt etti ve yakında at yarışı deyimi ile istasyonsuz geçecek’ demiştim…yıl 2004 !!!

Kadın-Erkek çok Voleybolcu arkadaşım oldu. Aslında Voleybolcu bir pasör de olabilirdim ama Turuncu Top ve Faruk Akagün beni Basketbola çekti. Ancak Voleybol ilgi ve sevgi seviyem hiç geri gitmedi. O yüzden Basketbol Kulüplerinin bazıları ‘Abi senin kızın iyi oyun kurucu olur, bize ver’ dediğinde hep olumsuz yanıt verdim ve kızımı Voleybola verdim ve iki sporu net karşılaştırabilme hakkını bence çoktan elde ettim !

Bugün iki branş arasındaki farkı ortaya koyan A Takımlar değil altyapı organizasyonlarıdır. Minik bir detay ile açıklamam gerekirse, 1990 yılında A Takım Yardımcı Koçu ve aynı zamanda Yıldız Takım Koçu olarak Paşabahçe’den transfer olduğum Efes Pilsen’de müthiş bir Alt yapı organizasyonu vardı. Anadolu’daki tüm şehir ve Antrenör-Beden Eğitimi Öğretmenleri bizimle çalışırdı. 4 antrenör aynı gün Ülke taramasına çıkardık. Ben A Takım Yardımcı Koçu olduğum için bana verilen süre 2 gündü ve İzmir’e giderdim. Menderes Gümüşdal Kulüp arabası ile Karadeniz’e, Fikret Doğan Orta ve Güneydoğu’ya ve Metin Ağırbaşoğlu Güney’e giderdi. Belki yerleri karıştırmışımdır, çok sene geçti. Ancak tüm beden Eğitimi Öğretmenleri ve Yerel Koçlar yetenekli ve uzun oyuncu adaylarını bize yollardı ve Efes Pilsen efsane olmuştu alt yapı’da. Hep söylerim ‘Hayatta hiç bir şey tesadüf değildir’. Verdiğiniz emeğin karşılığını aşırsınız. Yıllarca Basketbol Anadolu’daki tüm uzun ve yetenekli oyuncuları kulüp ve okul bursları ile bünyesine kattı. Verdiğimiz olanaklar gerçekten elitti. Büyük başarılar geldi. Altyapı Milli Takımları ve Türkiye 1. ligi bu sayede çok verimli yıllar geçirdi. Ayrın Örs ile 2001 Avrupa Şampiyonası finali, Bogdan Tanjevic ile yarım takımla katıldığımız 2006 Japonya Dünya Kupası 6.’lığı ve 2010 Dünya Kupası finali. Ancak hayatta her şeyin bir sonu olduğunu Basketbol olarak fark edememiştik.!

Voleybol sonraki yılları inanılmaz verimli geçirirken Kadınlarda Dünya markası oldu. Hem de normal sezon bitiminde çok uzun süren Milletler ligi ve ardından Dünya ya da Avrupa Şampiyonası oynayarak. Yaklaşık 2 ay sürekli kamplarda kalarak ‘Ben bu yıl turnuvaya gelemiyorum’ diyen oyuncu hiç çıkmadı. Sadece GERÇEKTEN SAKAT olan oyuncu dışında ! Son yıllarda Dünyada hep ilk 8 içinde kalarak, bazen ilk üçe girerek, bazen 5.olarak. Ancak istikrarı hep sürdürdüler. Basketbol ise 2010 Dünya Şampiyonası sonrası hep kaybeden ülke oldu. Bir kez Dünya şampiyonasında yani 2014’de 8.ci olmamıza rağmen yani Dünya sıralamasında 8. sırada olmamıza rağmen Koç Ataman’ı yolladık ! Federasyon devri sonrası Harun Erdenay veda ederken Hidayet Türkoğlu ve ekibi bayrağı devraldı.

 

 

Son yıllarda Kadınlar ve Erkeklerde sürekli izleyen taraf durumundayız. Yetiştirdiğimiz oyuncu sayısı tartışılır. Eskiden domine ettiğimiz ve sonrasında A Milli Takıma kazandırdığımız oyuncu sayısı neredeyse sıfır seviyesine indi. Devşirme oyuncu kaosu ile dağıldık. Her turnuva başka bir eziyet oldu. Turnuvaların çoğunu TV’den izler hale dönüştük. Alt yapılardaki CILIZ başarılar A takıma oyuncu sirkülasyonu sağlamadı. Yani hep TV’de Basketbol Dünya, Avrupa Şampiyonaları ve Olimpiyatları ile birlikte Voleybol Finallerini izler hale geldik. Yanlışım var ise yazın ki bir TV programında canlı olarak konuşalım !!!

Eleştirebilen basın yok oldu. Acaba neden? Köyün delisi ben kaldım ! Eskiden Bilgin Gökberk de vardı ama Kadıköy’de Pizzacı oldu. Acaba neden? İnançları kaybolmuş olabilir mi? Kadın Basketbolu ve altyapısı küme düştü. Erkek Basketbolu ve alt yapısı aşırı SOS veriyor. Gören yada ilgilenen var mı? YOK !!!

Toplamda çok iyi oyunculuk, Efsane oyunculuk ileriki dönemde çok başarılı bir Federasyon yöneticiliği anlamına gelmiyor. Bu Federasyon da ne yazık ki böyle. Çok iyi oyunculardı, çok iyi çocuklardı, kaliteli insanlardı. Ancak yönetici olarak sınıfta kaldılar. Kadın şubesi ve Hakemler İDDİA nedeniyle zan altında kaldı ama kimse üstüne gitmedi ve yanıt veremedi ! Hala bekliyoruz Federasyonun açıklamasını !!!

Kadın Ligleri sefalet durumda. Fenerbahçe ve Çukurova’nın Kulüp bazlı yatırımları Türk Basketboluna değer katmaz. Ülkelerin tanıtımı Milli Takımlardır. O yüzden ülkemiz sadece 12 Dev Adam’ı tanır. Kulüpler sadece 2. plandadır ve baş aktörler hep yabancılardır. 3+2 sistemi tek kurtuluş diyorum ama o sistemde yıldız olan Federasyon üst yönetimi geçmişini unutmuş görünüyor. Hatta çift yabancılı sistemde diyelim !

Voleybol Federasyonu yıllardır tüm ülke Beden Eğitimi antrenörleri, Koçları ve yöneticilerini bünyesine bağlayıp tüm uzun ve yetenekli isimleri bünyesine çekerken biz de ‘Helal olsun, iyi çalışıyorlar’ diyoruz. Daha çok der ve Voleybol Avrupa, Dünya ve Olimpiyatlarını izleriz. Ayrıca Z sınıfı takımları yenerken ekranlarda bunu ZAFER olarak anlattırırız ! Voleybolun iyi yönetildiğini, Kulüpler ile Milli Takımın entegre olduğu, oyuncuların gerçekten kadın ve erkeklerde koşarak geldiği bir düzen yarattı. Biz de basın-medyada gelmeyenleri eleştirip psikolojik baskı ile turnuvaya getirmeye çalışıyoruz. Nereye kadar?

Ben hep buradayım ve yaşarsam gerçekleri yazmayı sürdürürüm. Köyün delisi olmak harikadır aslında çünkü deliler gördüğünü söyler ve cesurdur..diğerleri de kazandığına bakar !

Sevgilerimle…

 

SAYMAN