“Milli Takım İçin Elimden Geleni Yaptım, ‘Kötü Adam’ Ben Oldum”

“Milli Takım İçin Elimden Geleni Yaptım, ‘Kötü Adam’ Ben Oldum”

Anadolu Efes’in yıldızı Shane Larkin; Eurohoops’a koç Erdem can ile koç Ergin Ataman’ın farklılıkları, yaz döneminde milli takıma dair yaşananlar, Micic’in NBA kariyeri, sosyal medyadaki aktifliği daha pek çok konuda özel ve detaylı açıklamalarda bulundu.

by Semih Tuna & Bilal Baran Yardımcı / info@eurohoops.net

Bu yaz hem koç ekibinde hem de kadroda önemli değişiklikler yaşayan Anadolu Efes, yeniden Avrupa’nın zirvesine oynamak için iddialı bir kadro kurmuş durumda.

2018-19 sezonuyla birlikte Efes‘e gelen ve Ergin Ataman’ın da gelişiyle dört yıl boyunca Avrupa’yı domine eden takımın en büyük yıldızlarından Shane Larkin, o dönemden kalan en büyük figür durumunda. Bu yaz hem Ataman hem de Vasilije Micic, kendilerine yeni bir serüven başlattılar.

Fakat Shane yalnız değil. Yeni koç Erdem Can, yeni guard partneri Darius Thompson, yeni süper yıldız Will Clyburn… Hepsi artık onun lider olduğu bu takımda Larkin ile beraber çarpışacak.

Milli takım ile yaşananlar, dramayla geçen yaz… Bunlar artık Shane için önemli değil. Onun aklında tek bir hedef var: Anadolu Efes‘i tekrar Avrupa’nın zirvesine taşımak.

2023-24 sezonu öncesinde düzenlenen medya gününde Eurohoops’a özel bir röportaj veren yıldız oyuncu; milli takım konusunda yaşananlardan sosyal medyadaki yorumlara, Ergin Ataman ve Erdem Can’ın farklılıklarından Micic’in yeni macerasına neredeyse her konuya değindi.

Şimdi sözü Shane’e bırakalım.

S: İlk olarak, nasıl hissediyorsun?

C: İyi hissediyorum. Hala basketbol oynamak için yeterli fiziğe ulaşmaya çalışıyorum fakat genel olarak iyiyim.

S: Geçen yıl sakatlıklarından dolayı hazırlık sürecini kaçırmıştın fakat bu sene antrenman kampının ilk gününden beri takımlasın. Bu durum sezon başladığında daha iyi bir fiziksel durumda olmanı sağlayacak mı?

C: Kesinlikle. Geçen yıl 17 maç kaçırdım. Sezon öncesinde hiçbir şey yapamamıştım. Hiç antrenman yapamadan bir anda ateşin ortasına düştüm. Bu sene en baştan itibaren takımla birlikte olmak sezon başladığında daha iyi bir durumda olmamı sağlayacak. Geçen yıl sonlara doğru normalime dönmüştüm, umarım bu sefer yılın başlarında bunu başarırım.

S: Her takım her sene şampiyon olamaz fakat iki kez üst üste şampiyon olduktan sonra playoffları kaçırmak büyük bir olaydı. Buna sen de katılacaksındır. Geçen yıl takımda yanlış giden neydi?

C: Bence birkaç sebep vardı fakat en büyük sorunun yeteri kadar zamanımız olmaması olduğunu düşünüyorum. Ben 17 maç kaçırdım ki bu bizim için hiç iyi bir şey değil. Geri döndüğümde ise Vasa dizindeki problemler sebebiyle bir ay kaçırdı. Günün sounda birlik olmak, işlerin nasıl ilerleyeceğini çözmek için yeteri kadar zamanımız olmadı. Bundan önceki yıllarda ise… Bir araya geldiğimiz ilk sezonda da bu iş zamanımızı almıştı. Fakat hallettiğimiz anda uçuşa geçmiştik. Dört sene üst üste Avrupa’nın en iyi takımıydık diyebilirim. Geçen yıl kadroya büyük bir figür eklendi: Will Clyburn. Bu hamle bence bizi sadece daha iyi bir takım yapardı, şampiyonluklar için gereken devamlılık konusunda durdurulamaz hale getirirdi. Fakat benim 17 maç kaçırmam… Clyburn ve Vasa sezon başında çok iyi bir ritim yakaladılar. İkisi de muhteşem oynuyordu. Ben geri döndüğümde sisteme oturtulmam tabii ki önceki sezonlara göre farklı olacaktı. Artık takımda faydalanabileceğimiz bir süper yıldız skorer daha vardı. En iyi senaryoyu bulmak, değişim göstermek hepimiz için zaman oldu. Yılın sonlarına doğru, özellikle de Türkiye Ligi playofflarında bunu başardığımızı düşünüyorum. İnsanlar bizden kazanmamızı beklemiyordu, Fenerbahçe‘ye 40 sayı farkla kaybetmiştik. Sonra takım olarak bir araya geldik ve şampiyonluğa ulaştık. Orada da bir sakatlık yaşadık. Eğer sezon başında hazırlık maçlarına, Türkiye Ligi ve EuroLeague’in ilk maçlarına hep beraber çıkabilseydik ve nasıl uyum sağlayacağımızı bulsaydık bir kere daha şampiyon olmak için şansımız çok yüksek olurdu. Tabii ki hepimiz Vasa’yı bu sezon da kadroda görmek isterdik. Vasa için, şu anda önünde olan fırsat için çok mutluyum. Şimdi ise biz bu takımın nasıl birlikte çalışacağını çözmek zorundayız. Yeni koç, yeni sistem, birçok yeni oyuncu… Şu ana odaklanmalı ve başlarda ne kadar başarılı olabileceğimizi görmeliyiz. Burada özel bir yapı inşa ederek geçen sene hariç sahip olduğumuz kültürü devam ettirmeliyiz.

S: Vasa ile uzun süredir devam eden partnerliğiniz bu yaz sona erdi. Onun yerine ise Darius Thompson takıma geldi. Vasa hem kendisi hem de takım arkadaşları için yaratabilen bir oyuncuydu. Skor hacmi yüksekti. Darius Thompson ise daha çok pasör bir guard. Bu durum seni yıllar sonra hücumda “zincirleri kırılmış” şekilde görmemizi sağlayacak mı?

C: Ben ‘zincirleri kırılmış’ demezdim. Bence benim durumum biraz farklı. Vasa ile beraber oynadığımız dört sezonda her maça ayrı adapte olmuştuk. Bir maç Vasa 30 sayı atıyordu, bir maç ben atıyordum. O an kimin daha iyi olduğuna göre bunu ayarlayabiliyorduk. Birbirimize karşı o hissiyatımız vardı. Baskonia‘daki rolünü düşününce Darius’un da bu sene geçen yıla göre daha fazla sayı atma şansı olduğunu düşünüyorum. Orada başka bir guardla, Markus Howard ile oynuyordu. Howard sayı atmaya çok odaklı bir isim. Harika bir skorer ve harika bir oyuncu. Fakat benim sahaya getirdiklerimle onun getirdiklerinin farklılık gösterdiğini düşünüyorum. Ben de yüksek seviyede skor üretebiliyorum fakat aynı zamanda fazla asist de yapabiliyorum. Bu durumun Darius’un skorerliğini açacağını düşünüyorum. Fakat dediğin gibi, o daha çok pasör bir guard. Bu yüzden şut sayılarımın, köşelerde yakalayacağım boş şutların, hücumu yönlendirmelerimin sayısının artacağını düşünüyorum. Skorer özelliklerim burada geçirdiğim ikinci yıla benzer olarak artış gösterecek.

S: Vasa demişken… Sence Thunder onun için doğru yer miydi?

C: Bence kesinlikle onun için daha iyi yerler vardı. Fakat NBA’de bu tarz durumların işleyişi zor oluyor. Draft ediliyorsunuz, sanırım Vasa 2016’da draft edilmişti, ve NBA takımı oyuncunun haklarını sonsuza kadar tutabiliyor. Vasa harika bir oyuncu ve OKC’de süre almanın bir yolunu bulacağını düşünüyorum. Sahaya girdiğinde de yeteneklerini, takıma yardımcı olabileceği noktaları gösterecek. Fakat bence onun için playoff kovalayan, şampiyonluk adayı bir takıma gitmek daha güzel olurdu çünkü tam da öyle bir oyuncu. Günün sonunda 30 yaşına gelmek üzere, OKC’nin ise genç bir kadrosu var. Tabii ki Vasa’nın kariyeri henüz bitmeye yakın bile değil fakat 30 yaşında NBA’e ilk kez gidiyorken sınırlayan bir şey olmasa, bütün seçenekler açık olsa daha iyi olurdu. Şampiyonluk kovalayan bir playoff takımında daha iyi iş yapardı çünkü onun kanında bu var. Takımların şampiyonluk hedeflerine yardım edebilecek yeteneği ve basketbol bilgisi var. Kim bilir, belki OKC bu sezon öyle bir takım olabilir fakat kadroları genelde 21-24 yaşlarında oyunculardan oluşuyor. Vasa’nın 30 yaşında bir çaylak olarak geliyor olması farklı bir durum. Günün sonunda bir şekilde işleri yoluna koyacağını düşünüyorum. O harika bir oyuncu, bir yolunu bulacaktır. Eğer onun yaşında istediği yere gidebilseydi… Ki bu imkansız, bu yüzden sözlerimi alıp ‘Menajeri yeterince çalışmadı’ diyormuşum sanmayın (gülüyor). Onu demek istemiyorum. Sadece herhangi bir sınırlama olmasaydı ve istediği yere gidebiliyor olsaydı onu Sacramento gibi geçtiğimiz yılı harika geçiren bir takımda görmek güzel olurdu. Batı’yı üçüncü bitirdiler, şimdi bir sonraki adımı atıp ikinci tura çıkabilirler mi? Bu tarz bir şey. Ya da…

S: Celtics belki?

C: Evet, Celtics gibi. Şampiyonluğun sınırında olan, bençten gelen bir guarda ihtiyacı olan bir takım. Clippers… İşin ucuna kadar gelmiş; sadece gelip basketbol bilgisiyle, iyi oyunuyla, skorerlik ve pasörlüğüyle, savunmasıyla, bütün bunlarla katkı verebilecek bir oyuncuya ihtiyacı olan takımlar… Vasa’yı bu tarz bir durumun, bu tarz bir rolün içinde görmek isterdim. Bütün bunlar bir yana, harika bir kontratı var ve oraya gidip kendisini göstermek için harika bir şansı var. Umuyorum ki çok iyi iş çıkarır.

S: Özellikle sosyal medya üzerinden taraftarlarla etkileşime girmeyi seven bir oyuncusun. Basketbola, hayata dair fikirlerini belirtiyorsun. Geçen yıl sezonun en kritik maçlarından birinden sonra aldığın süreyi sosyal medya üzerinden eleştirdiğini hatırlıyorum. Oyuncuların görüşlerini açık şekilde belirtmesi bence çok güzel fakat senin açından bu durumun herhangi bir dezavantajı oluyor mu?

C: Tabii ki oluyor. Oyuncu olarak bir şey söylediğinizde insanlar hemen kusur arıyor, negatif algılıyor. Bazı insanlar size katılıyor, bazıları söylendiğini düşünüyor. İşin doğasında bu var. Günün sonunda ben bunları negatif algılamıyorum çünkü insanların benim hakkımda ne söylediği gerçekten umurumda değil. Hayatımda geldiğim konumda huzurum ve özgüvenim yerimde. Eğer bir görüşümü paylaşırsam ve birileri negatif algılarsa benim için sorun yok. Herkesin kendi fikirleri olabilir, herkes istediğini hissedebilir. Bu yüzden insanların da bir aklı, benim de bir aklım var. Bunlar beni rahatsız etmiyor. Farklı fikirler duymaya, bana dair farklı görüşleri dinlemeye her zaman açığım.

S: Koç Erdem Can ile henüz çok fazla vakit geçirmediniz fakat şu ana kadar gözlemlediğin kadarıyla Ergin Ataman ile arasındaki farklılıklar neler?

C: İki koç arasındaki en büyük fark iletişim kurma biçimleri. Erdem Can sürekli iletişim kuran bir koç. Bir yerde hata yapıyorsanız size hatanızı söyler ve bunu sebeplendirir. Ardından kenara çeker ve konuşur, neyi farklı yapmanızı istediğini söyler. Koç Ataman’ın bu konuda farklı bir yaklaşım tarzı var. Sizden istediklerini söyler, yapmanızı bekler, yapmazsanız sizinle bu şekilde konuşmaz. Sadece istediklerini istediği şekilde yapmadığınızı söyler ve bençe çeker. Olay burada biter. Bu yüzden en büyük farkın Erdem Can’ın oyuncularla iletişim kurması olduğunu düşünüyorum. Onda Ataman’ın pek yapmadığı ikili ilişki kurma özelliği var. Koç Ataman ile beş yıl geçirdim, bir kere yemek yediğimizi ya da o tarz bir şey yaptığımızı hatırlamıyorum. Erdem Can bu konuda farklı. Oyuncularla bu tarz ilişkiler kurmaya çalışıyor. Koç Ataman ise oyuncularla bir nebze arasında duvar örüyor: ‘Basketbol basketboldur, burada işimizi yapmak için varız, hepimiz profesyoneliz, işimizi yapacağız, bunun dışında ne yapmak istiyorsanız yapın’ tarzı bir yaklaşımı var. Koç Ataman ve koç Erdem Can’ın yaklaşımlarındaki fark bence bu. Kariyerimde pek çok koçla çalıştım. Ataman gibi koçlarım da oldu, Erdem Can gibi koçlarım da oldu. Ataman ile başarılı oldum, Erdem Can gibi koçlarla da başarılı oldum. Burada olay koçun nasıl bir insan olduğu, neleri yapmaktan hoşlandığı, takımın bir parçası olma konusunda nasıl bir yol izlemeyi seçtiğiyle alakalı. Ataman ile çok fazla başarıya koştuk. Beraber yaşadığımız her şey için, tanıdığı fırsat için minnettarım. Bütün bunlar sadece bugün olduğum konuma gelmeme yardımcı oldu. Umuyorum ki koç Erdem Can’la, sistemiyle ve yaklaşımıyla benzer başarılar elde edebilir, gelişir ve burada özel bir şey kurmaya devam ederiz.

S: Bir insan olarak hangi yaklaşımı tercih edersin?

C: Ben sadece kazanmak istiyorum. Günün sonunda işimiz, işimiz. Eğer basketbol olmasaydı koç Ataman’la da, koç Erdem Can’la da tanışmıyor olurdum. Burada basketbol oynamak için varız. Eğer koç oyuncusuyla özel bir iletişim kurmak istemiyorsa saygı çerçevesinde olunduğu sürece kurmaz. Eğer Erdem Can da bunu istemese yapmaz, zorunda değil. Önemli olan ‘Ben sana saygı duyuyorum, sen bana saygı duyuyorsun; burada işimizi yapmak, kazanmak için varız’ noktası. Bu konuda ikisi de aynı zihin yapısına sahip. Bireylere yaklaşımları, saha içinde ve dışındaki kişilikleri farklı. Bir seçimim yok. Koçla biraz daha fazla iletişim kurabiliyor olmayı seviyorum diyebilirim. Erdem Can’ın tarafında bu hoşuma gidiyor. İkimizin de gözlemleri, düşünceleri üzerine konuşabiliyoruz. Sonra her şey sonuca varıyor. Günün sonunda eğer haklı olduğunu düşünüyorsa yine ‘Ben koçum, sen oyuncusun. Anlattıklarını dinliyorum fakat ben kendi sistemimle devam edeceğim’ diyebilir. Aradaki fark, koç Ataman bu konuşmayı yapmaz. O daha çok ‘Sistemimiz bu, yapacaklarımız bunlar ve bu şekilde yapacağız’ modunda ve bunda bir sorun yok. Günün sonunda bir koç olarak bu zor kararları vermek zorundasınız çünkü eğer maçları kaybedersek insanlar hem yıldız oyuncuları hem de koçu suçlayacak. Arada iletişim varsa da yoksa da iki taraf da suçlanacak. İki tarz da günün sonunda işe yarıyor. Burada önemli olan takım ve takımın reaksiyonu. Biz şu anda bir uçtan öbür uca gidiyoruz. İşler nasıl olacak göreceğiz. O tarz bir koçla, o tarz bir kadroyla son beş yılda burada çok şey başardık. Şimdi farklı tarz bir kadro var, farklı bir sistem ve koç var. Bu başarıyı tekrar edebilecek miyiz, göreceğiz.

S: Bahsettiğin üzere koç Ataman ile birlikte başarılarla dolu beş yıl geçirdiniz. Kendisi şu an Panathinaikos‘ta. Sence orada da başarılı olabilecek mi?

C: Oraya gidip kendi sistemini kuracağını, kendi setlerini getireceğini biliyorum. Oyuncularından beklentilerini talep edecek. Eğer beklediklerini yapamazlarsa direkt olarak yüzlerine söyleyecek. Oyuncularının görevini yapmadığını, koyduğu standartları karşılayamadığını medyaya, herkese söyleyecek. Bunu daha önce bana yaptı, Vasa’ya yaptı, herkese yaptı. Günün sonunda oyuncu fark etmiyor. O, işini bu şekilde yapıyor. Eğer Panathinaikos‘taki oyuncular bir araya gelebilirse, kimya ve devamlılığı oturtursa, iyi uyum sağlarlarsa başarılı olabileceğini düşünüyorum. Şu anda o takımda çok fazla yeni oyuncu var, aynı zamanda yeni bir sistem var. Olay Ataman’ın ne kadar iyi bir koç olduğuyla alakalı olmayacak. Getirdiği sistem ile alakalı olacak. Eğer oyuncular bu sistemi çalıştırabilirse… Biz de buraya geldiğimizde böyleydik. Burada sistemi çalıştırmayı başardı, beş yılın büyük bölümünde aynı kadroyu korudu ve buradan çok fazla başarı elde etti. Eğer oradaki oyuncuların yeteneklerinden, zihinlerinden, isteklerinden de bu tarz bir şeyi çıkartırsa başarılı olabilir. Fakat başarılı olmak sadece ona bağlı değil. O, sahaya çıkıp üçlük atamaz. Orada başarılı olursa ‘Ataman başardı’ diyemezsiniz. Başaran Ataman ve takımı olacak. Eğer biz de burada başarılı olursak ‘Erdem Can başardı’ diyemezsiniz. Erdem Can ve oyuncular başarmış olacak. Herkes olayı bir noktaya çekmeye çalışıp ‘Ataman başarabilir mi? Erdem Can başarabilir mi?’ diyor. Olay hiçbir zaman sadece Ataman’dan ibaret olmadı. Sadece Erdem Can’dan da ibaret olmadı. Ben de EuroLeague’i tek başıma kazanmadım, Vasa da tek başına kazanmadı. Geçen yıl kaybedilen maçları da kimse tek başına kaybetmedi. Her şey hep birlikte oluyor fakat insanlar hedef gösterip başarıları bireylere atfetmeyi seviyor. Basketbol hiçbir zaman bireysel bir spor olmadı. Tek kişinin beş kişiyi yendiğini hiç görmedim. Hep de böyle olacak. Bu konuda bu şekilde düşünüyorum.

S: Yaz döneminde Türkiye milli takımına dair pek çok şey yaşandı. Senin açından süreç nasıl ilerledi?

C: Milli takım beni takıma katılmaya davet etti. Dizimde bir sakatlık vardı. Buraya geldim, milli takım doktoruna gittim. MR çektirdik. MR’ın uzmanlar tarafından incelenmesini bekledik. Sonrasında milli takım doktoru yanıma geldi ve yüzünde öyle bir ifade vardı ki… ‘Dizinde ciddi bir problem var’ dedi. ‘Gerçekten bu kadar kötü mü?’ diye sordum. ‘Evet’ dedi ve ekledi: ‘Hiçbir şey yapma, dizine yük bindirme, koşma, yürüyüşe çıkma, bisiklet sürme, hiçbir şey yapma çünkü dizin gerçekten kötü halde. Eğer bunları yaparken dizini daha da sakatlarsan muhtemelen ameliyat olman gerekecek. O ameliyat da uzun süre sahalardan uzak kalmana sebep olacak. Sezon içinde aylar kaçıracaksın’. O günden sonra bana ilaçlar verdiler, ben de kullanmaya başladım. İyileşme sürecinde çok agresif davrandık. İlaçları kullandım, üç gün boyunca çok ciddi rahatsızlık yaşadım çünkü ilaçlar vücuduma zarar verdi. Bundan birkaç gün sonra Türkiye’te geri döndüm. Bir daha MR çektirdim. Dizim daha iyiye gidiyordu fakat herhangi bir şekilde basketbol oynamaya hala yakın bile değildi. Doktor ‘Belki bisiklet sürmeye, o tarz şeyler yapmaya başlayabilirsin’ dedi. Ben de ‘Tamam, eve gidiyorum, Amerika’daki doktoruma görüneceğim ve dizim hakkındaki fikirlerini alacağım’ dedim. ‘Orada iyi şanslar, umarım iyi olursun, oradaki doktoruna selam söyle’ diye cevap verdi bana. Herkes nerede olduğumu, nereye gittiğimi, tam olarak neler yaşandığını biliyordu. Bence bunlardan takıma da bahsedilmiş olması gerekiyor.

S: Sadece doğrulamak için… Bütün bunları söyleyen milli takım doktoruydu değil mi? Nasıl böyle bir hikaye ortaya çıktı?

C: Bilmiyorum. Bunu cevaplayacak kişi ben değilim. Ben sadece benim açımdan tam olarak neler olduğunu anlatıyorum. Eğer isterseniz size mesajları gösterebilirler. Her şey elimizde. Fakat bir şekilde benim takıma gelmediğimi söylediler. Bir anda kaybolduğumu söylediler. Bunlara karar verecek kişi ben değilim.

S: Artık yerel oyuncu olarak da oynayamayacaksın. Bu konuda yapılacak herhangi bir şey var mı?

C: Temyiz başvurusu yaptık. Ne karar verecekler göreceğiz. Bütün mesajları, bütün MR sonuçlarını, her şeyi yolladık. Mahkemede neler olacak göreceğiz. Bence işin buraya hiç gelmemesi gerekiyordu. Maç kaybettiğinizde bazı şeyleri hedef göstermeye çalışırsınız, benim takıma yardımcı olmamam gibi. Suçu atabileceğiniz oyunculardan biriyim. Bence tam olarak böyle oldu. Oynayamayacağım bir maçı kaybettiğim için suçlandım. Herkes istediğini söyleyebilir, insanlar neler diyecek göreceğiz fakat yaşananlar bu şekilde. Sakattım, milli takım doktoru hiçbir şey yapmamamı söyledi. Geri döndüğümde ‘Tamam, ufak şeylere başlayabilirsin, oradaki doktoruna selam söyle’ dedi. ‘Tamam, milli takımın izni dahilinde eve dönüyorum’ dedim. O da ‘Tamam, doktoruna selam söyle, evine git’ dedi. Sonra maç kaybedildi ve her şey bende patladı. Ne yapabilirsiniz ki? Neyin adil olup neyin olmadığına ben, siz ya da herhangi biri karar veremez. Ben sadece şunu biliyorum: Milli takım formasını giymek için elimden gelen her şeyi yaptım. Bunu bilerek her gece rahat uyuyabiliyorum. Bütün bunlara rağmen… Buraya geldim, sağlıklı olmadığımı kanıtladım. İyileşmek için elimden geleni yaptım. Vücudumu mahveden o ilaçları kullandım. Her şeyi yaptım. Fakat günün sonunda ‘kötü adam’ ben oldum. Eğer böyle bir algı yaratmak istiyorlarsa yapabilirler. Buna ben karar veremem. Ben elimden geleni yaptığımı biliyorum. Bunu bilerek her gece huzurla uykuya dalabiliyorum. Bunun dışında yapabileceğim bir şey yok.

 

 

 

EUROHOOPS